Utanç...
Melek Babamız beni affet… [Gabriel kesif bir karanlığa bakıyordu]
Başarısız oldum… [Ruhunun gözlerini ve fani gözlerini kapatan karanlığın uçlarından hafif gülme sesleri gelmeye başladı]
Kardeşlerim benim yüzümden öldüler… [Karanlık adeta maddeleşmeye ve pençeli parmaklar onu göstermeye başladı, bir yandan da gülüşmeler kahkaya dönüşüyordu]
Şeytanların akını önünde duramadım – duramadık, hazır değildim… [Aşağılayıcı kahkahalar bir anda onu sağır edecek kadar arttı]
O kadar çok kardeşim düştü ki… [Tam Gabriel’in karşısında karanlık adeta bir kılıçla kesilmiş gibi ince bir ışık belirdi]
Herkesi hayal kırıklığına uğrattım… [Karanlıktaki yarık genişlerken, kanat sesleri duyulmaya ve şeytani kahkahaları bastırmaya başladı]
O kadar utanıyorum ki… [Yarıktan sızan ışık Gabriel’in umutsuz ruhunu çevreleyen odayı aydınlatmaya başladı, kahkahalar kesildi ve tıslamaya dönüştü, Kütüphaneci’nin ruhunu tırmalayan eller kendilerini korumaya çalışırcasına çekildiler]
Işığa gel kanımı taşıyan, Son Kapı’yı hatırla… Bütün savaşları kazanamazsın… Ama düştüğü yerde kıvrılıp kalmak, kanımı taşıyanlara yakışmaz, Son savaş başladığında babamın tahtını korumak görevi yine size düşecek, şimdi kalk ve daha yukarı doğru yüksel Gabriel, görünmez kapıların koruyucusu…